Aile Hukuku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aile Hukuku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mayıs 2017 Pazartesi

AİLE TOPLULUĞU - YARDIM NAFAKASI

AİLE TOPLULUĞU - YARDIM NAFAKASI
I.                    NAFAKA YÜKÜMLÜLÜĞÜ (NAFAKA YÜKÜMLÜSÜ VE ALACAKLISI)
MK m. 364/1’e göre, nafaka yükümlüsü olanlar, üstsoy ve altsoy kan hısımları ile kardeşlerdir. Üstsoy ve Altsoy hısımlar, hangi dercede olursa olsun yardım nafakası ile yükümlüdürler. Büyük baba, şartları gerçekleşmişse, torununa nafaka ödemek zorunda olduğu gib, bir kimsenin torun çocuğu da babasının büyük babasına nafaka ödeme yükümlülüğü altındadır.
II.                 YARDIM NAFAKASININ ŞARTLARI
1.       Yardım Nafakası Talep Edecek Olan Yönünden
Yardım nafakası talep edebilmenin şartı, herkes yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olmalıdır (MK 364/1). Yoksulluğa düşme şartının bizzat talep edende gerçekleşmesi gerekir. Bir kişinin, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin yoksul olmaları, ona nafaka isteme hakkını vermez. Bu halde, yoksulluğa düşecek olan kişiler bizzat kendileri yükümlü olan hısımlarından MK 364/1’e göre nafaka istemelidirler.
Yardım nafakası istenebilmesi için, talep anında yoksulluğa düşmüş olmak şart değildir. Yardım edilmemesi halinde yoksulluğa düşme tehllikesinin bulunması yeterlidir.
Genel olarak, yaşaması ve geçimi için zorunlu olan vasıtaları kendi olanakları ile (eöeği, malları vs.) temin edemeyen kimse yoksulluğa düüşmüş sayılır. Bundan da anlaşılacağı gibi, yardım nafakasının talebinin ölçüsü sübjektif değildir. Yani, talepte bulunanın kişisel ihtiyaçlarına göre tespit edilmez.
Nafaka isteyen kimsenin iyiniyetli olması gerekir. Bunun anlamı, kendi ihtiyaçlarını karşılaycak imkanları bütün çabasına rağmen temin edememesidir. Çalışma gücü ve imkanı olan bir kims, çalışmadığı için yoksulluğa düşmüşse, gerekli çabayı göstermediği için yoksulluk nafakası isteyemez. Fakat bir kimsenin, çalışamayacak duruma düşmesinde, kusurunun bulunmasının önemi yoktur. Örneğin, sarhoş otomobil kullandığı için kazaya uğrayan ve bu sebeple çalışamaz duruma gelen bir kimse, kusuru ile çalışma iktidarını kaybetmiş olmasına rağmen nafaka isteyebilir. Yargıtay, toplumsal düşünce ile daha da ileri giderek, çalışma imkanı olan, fakat öğrenimine devam ettiği için çalışamayan bir çocuğun da, öğrenimi süresince MK 364’e göre nafaka isteyebileceğini kabul etmiştir.
2.       Yardım Nafakası Yükümlüsü Yönünden
MK 364, yardım nafakası ödeme yükümlüsünün altsoy üstsoy hısımı olması ile kardeş olması arasında bir ayırım yapmaktadır.
a.       Nafaka Yükümlüsü altsoy üstsoy hısımı ise
Yardım nafakası yükümlüsü altsoy üstoy  hısımlarından biriryse, ondan nafaka istenebilmesi için sadece ödeme gücünün bulunması yeterlidir (MK 364/1)
Bu hısımlar, mali güçlerini zorlamadan müzayakaya (zor duruma) düşmeden yardım edebilecek durumdaysalar nafaka ödeme güçlerinin varlığı kabul edilir. Hiçbir geliri ve serveti olmayan kimseden nafaka istenemez.
b.      Nafaka yükümlüsü kardeşler ise
MK 364/2’ye göre, “Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri refah içinde bulunmalarına bağlıdır”. Bu hükme göre, altsoy üstsoy hısımlarından farklı olarak kardeşlerin nafaka ödeme borcu altına girebilmeleri için sadece kendilerinin ve bakmakla yükümlü oldukları kişilerin hayat tarzlarını önemli ölçüde etkilemeyecek gücüne sahip olmaları yeterli değildir. Kanun kardeşten anfaka istenebilmesi için refah içinde olmasını aramaktadır. Yargıyatın değişik kararlarına göre, “geliri, çevresi ve sosyal durumuna göre lüks sayılabilecek şeyleri sağlamaya elverişli bulunan ihtiyacı dışında herşeyi elde edebilecek bolluk ve zenginlik içinde olan kimse, refa halinde sayılır”.
c.       Sıra
Medeni kanun nafaka yükümlüsünün birden fazla olması halinde nafakayı talep edenin keyfi olarak bunlardan birini başvurmasını engelleyip adil bir düzen getirmek amacıyla MK 365/1’de bir sıralama öngörmüştür. Buna göre, “nafaka davası, mirasçılıktaki sıra gözönünde tutularak açılır”. Sıra sadece nafaka ile yükümlü olan mirasçılar arasında söz konusudur.
III.              YARDIM NAFAKASININ MİKTARININ TESPİTİ

Yardım nafakasının miktarının tespitinde üst ve alt sınırların ne olacağı MK 365/2’de belirtilmiştir. Buna göre üst sınır, nafaka talebinde bulunanın geçinebilmesi için zorunlu olan miktardır. Alt sınır ise, nafaka borçlusunun mali (ödeme) gücüdür.
KORUMA AMACIYLA ÖZGÜRLÜĞÜN KISITLANMASI
            Koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması kurumu, aslen İsviçre Medeni Kanunundan alınan ve akıl sağlığı yerinde olmayan, alkol ve uyuşturucu maddelere bağımlı olan, tehlikeli ve ağır bir hastalığı olan ya da serseriliği bulunan bir kişinin hem kendi, hem de toplumun yararına tedavi, eğitim ve ya ıslah etme amacıyla elverişli bir kuruma yerleştirilmesi amacını güder. Aynı zamanda da Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının kişi hürriyetini ve güvenliğini düzenleyen 19. Maddesinde yer alan özgürlüğün kısıtlanabileceği durumlardaki “toplum için tehlike teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine getirilmesi” hükmünü tamamlayıcı niteliktedir.
            Bu kurum, hukuk sistemimize 1 Ocak 2002 tarihli Türk Medeni Kanunu ile girmiştir ve 432. Maddede düzenlenmiştir. Bu maddenin gerekçesine bakıldığında kaynak olarak 1978 yılında İsviçre Medeni Kanununa ek olarak getirilen ve 1981 yılında yürürlüğe girmiş olan 397a-397f, 314a, 405a ve 406. Maddelerinin Türk Medeni Kanuna bu kurumun eklenmesi için esin kaynağı olduğu görülmektedir. Bu kurumun amacı, gerek kurumun düzenlendiği altıncı ayrımın başlığından gerekse de Türk Medeni Kanunumuzun 432. Madde hükümlerinden açıkça anlaşılmaktadır. Ruhsal ve ya ağır bedensel rahatsızlıkları ile toplum için tehlike oluşturan kişilerin tedavi ya da ıslahlarını sağlamak üzere bir kuruma yerleştirilip orada alıkonulması genel olarak kurumun amacıdır. Kaynak İsviçre Medeni Kanunu ile Türk Medeni Kanunu kıyaslandığında, İsviçre Medeni Kanunu 397/a hükmüne göre yalnız kişiyi koruma amacı güdülmektedir. Fakat Türk Medeni Kanununun 432. Maddesinde “toplum için tehlike oluşturma” sebebi açıkça belirtilmiştir. Buradan çıkarılabilecek anlam, Medeni Kanununumuzun toplumun korunması olgusunu, kişinin korunması olgusundan daha ön planda tuttuğudur.
            Bir kişi hakkında koruma kararı çıkabilmesi için, öncelikle hakimin değerlendireceği ve oluşmadığı takdirde talebi reddedeceği koşullar vardır. Bunları açıklamak gerekirse; öncelikle kişinin ruhsal ya da ağır bedensel bir rahatsızlığı bulunmalı, bu kişi ergin olmalı, toplum için tehlikeli olmalı, korunması başka türlü gerçekleştirilememeli, kişinin aile ve yakın çevresine külfeti çekilemez olmalı, bu kişinin tedavi ve eğitimi için elverişli bir kurum var olmalıdır. Hakimin karar verirken göz önünde bulundurduğu bu şartları açıklayalım.
1)     Öncelikle kişi, özgürlüğünün kısıtlanabilmesi için gerekli bedensel ve ruhsal rahatsızlıklardan birine sahip olmalıdır. Bu rahatsızlıklar akıl hastalığı ve ya zayıflığı, alkol ya da uyuşturucu madde bağımlılığı, ağır tehlike arz eden bulaşıcı rahatsızlıklar ve son olarak da serseriliktir.
            Türk Medeni Kanunumuza göre akıl hastalığı, bir kişinin akli melekelerini normalden farklı olarak yerine getirememesidir. Bu kişiler akli faaliyetlerde normalden saparlar, gerçek olmayan ıle gerçeği birbirine karıştırırlar. Akıl zayıflığı ise hastalıktan farklı olarak, beyin fonksiyonlarının tam olarak gelişmediği ve yahut sonradan zayıflamış olduğu durumlardır. Böyle kişilerin özgürlüğünün kısıtlanması için bu durumlarını kanıtlar sağlık raporu gerekmektedir. Bu rapor ise alelade bir rapor değil, resmi sağlık raporu olacaktır. Kanun koyucu, Medeni Kanunumuzda bu şekilde öngörmüştür.
            Alkol bağımlılığı ise, alkollü içecekleri aşırı derecede tüketmek, bu içeceklerin müptelası haline gelmek demektir. Bu kişiler içkiyi bırakma iradesini gösteremezler. O kadar müptela olmuşlardır ki, artık kendi iradelerini kaybetmişlerdir. İsteseler de alkolü bırakamaz ve ya da azaltamazlar. Uyuşturucu madde bağımlılığı ise eroin, kokain, esrar gibi maddelere karşı kişinin bağımlılık geliştirmiş olmasıdır. Kişiler bu maddeleri almadıkları zaman krizlere girmektedirler. Bu kişilerin de kendi iradeleriyle bu maddeleri kullanmayı bırakmaları mümkün olmamaktadır. Bu kişiler için de özgürlüğün kısıtlanması kararının çıkabilmesi için öncelikle durumu belirten bir resmi sağlık kurulu raporuna ihtiyaç vardır. Burada resmi sağlık kurulu raporunun MK 436. Madde tarafından koşul yapılması önemlidir. Çünkü buradan, kanun koyucunun, özgürlüğün kısıtlanması ile bireyin en temel hakkını elinden aldığının farkında olduğunu, bu yüzden de işi şansa bırakmayıp alelade bir sağlık raporu yerine resmi sağlık kurulu raporunu dikkate aldığını anlıyoruz.
            Ağır tehlikeli ve bulaşıcı hastalıklar koşulunun açıklaması, Medeni Kanunumuzca yapılmamıştır. Ancak 432. Maddenin gerekçelerine bakıldığı zaman örneklemeler görürüz. Kanun koyucu burada AIDS, kolera, verem, gibi rahatsızlığı olan ve toplum için tehlike olan kişilerin toplum yararına uygun bir yerde alıkonması öngörmektedir. Son olarak serserilik şartı ise yine kanunda açıklanmamıştır. Burada hakim serseriliğe kendisi takdir getirecektir. Fakat büyük ihtimalle kısas, haysiyetli ve düzenli bir yaşamın olmayışı, kişinin kendi ihtiyaçlarını karşılayacak durumda olmayışı sonucunda serseriliğe hükmedilecektir.
2)     Özgürlüğü kısıtlanacak kişi toplum için tehlikeli olmalıdır. Yukarıda sayılan hastalıklara sahip olup da kendi kendine yaşayan, etrafına zarar vermeyen kişiler için özgürlüğün kısıtlanması kararı çıkarılamaz. Bu kişi toplum için açık tehdit oluşturmalıdır. Anayasa madde 19’da  da yine aynı şekilde temel hak ve özgürlüğün kısıtlanabilmesi için kişinin topluma tehlike arz etmesi şartı vardır. Yani 432. Madde ve Anayasa 19. Madde hükümleri paralellik göstermektedir.
3)     Kişi ergin olmak zorundadır. Kanunumuzun 432. Maddesine göre özgürlüğün kısıtlanması kararı için kişinin ergin olması şartı getirilmiştir. Burada “birini zikretmek diğerini dışlamaktır ilkesi geçerli olmakla birlikte ergin  olmayan kişilere hükmün uygulanması mümkün değildir.
4)     Kişinin korunması başka bir yolla sağlanamamalı ve kişinin yakınlarına getirdiği külfet çekilemez olmalıdır. Medeni Kanunun 432. Maddesinde hakime bu konuda takdir yetkisi verilmiştir. Koruma amaçlı özgürlüğün kısıtlanması son çarede başvurulacak bir kurum olmalıdır ve hakim buna kesin ihtiyaç olduğuna inanmalıdır. Yoksa bu karar hükmetmez.
5)     Kişinin korunmasını sağlayacak; tedavi, eğitim ve ya ıslah amacıyla yerleştirilebileceği bir kurumun var olması gerekmektedir. Burada kanun koyucu kişi yararını gözetmiştir. Yani topluma zararlı olan kişilerin toplumdan uzaklaştırması amacıyla MK 432. Maddeye başvurulması mümkün değildir.
            Yukarıda sayılan bütün şartların oluştuğu durumlarda hakim kişinin koruam amacıyla özgürlüğünün kısıtlanarak tedavi, eğitim ya da ıslah amacıyla elverişli bir kuruma yerleştirilmesine ve burada alıkonulmasına hüküm getirebilir. Burada yerleştirilmeden, kişinin cebir yoluyla, yani zor kullanılarak böyle bir kuruma yerleştirileceği, alıkonulmaktan ise, kişi kendi iradesiyle çıkmak istese de kurumda zorla tutulacağı anlaşılmaktadır.
            Bir kişinin özgürlüğünün kısıtlanması için kimlerin mahkemeye başvuracağı konusunda bir sınırlama getirilmemiştir. Örneğin İsviçre Medeni Kanunu bu talep yalnızca yakınlarından gelebilir şeklinde bir sınırlama yapmıştır fakat bizim kanunumuzda aynı zamanda toplum yararı güdüldüğü için ve “toplum için tehlike” sartı getirildiği için toplumun bir parçası olan her birey topluma zararlı gördüğü bir kişi hakkında özgürlüğün kısıtlanması talebinde bulunabilir. Türk Medeni Kanunu kamu çalışanları için özel bir hüküm koymuştur. Bu hükme göre ise herhangi bir kamu çalışanı koruma amacıyla özgürlüğünün sınırlanması gerekebilecek bir kişi ile karşılaştığı durumlarda bunu yetkili merciilere rapor ile bildirmek zorundadır.
            Bu başvuru talebi, MK. 397/II hükmüne göre kısıtlanması gereken kişinin yerleşim yerinin bulunduğu bölgedeki vesayet makamına, yani Sulh Hukuk Mahkemesine yapılacaktır. Aciliyet gerektiren durumlarda ise yerleşim yeri değil, kişinin bulunduğu yerde bu başvuru yapılır.
            Koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması kararı çıkarsa, özgürlüğü kısıtlanana kişi ve yakınlarının 10 gün içerisinde itiraz hakkı bulunmaktadır. Bu itiraz, kısıtlanan kişinin yerleşim yerindeki denetim makamına, yani Asliye Hukuk Mahkemelerine yapılacaktır. Bir kişi iyileşme sebebiyle kurumdan çıkarılmasını ister ancak bu istek reddedilirse, bu red kararına itiraz da yine aynı hükümlere tabii olacaktır.


14 Mayıs 2017 Pazar

SOYBAĞININ HÜKÜMLERİ

SOYBAĞININ HÜKÜMLERİ
I.                    SOYBAĞININN VELAYET HAKKINA BAĞLI OLMAYAN HÜKÜMLERİ
1.       Soyadı
Çocuk ile ana ve babası  arsında soybağı kurulduğunda , ana ve baba evli ise, çocuk ailenin soyadını alacaktır. Ancak, ergin olmayan çocuğun evlat edinilmesi halinde, çocuk evlat edinenin soyadını taşır.
2.       Karşılıklı Yükümlülükler
Ana, baba ve çocuk ailenin huzur bütünlüğünün gerektirdiği şekilde birbirlerine yardım etmek, saygı ve anlayış göstermek ve aile onurunu gözetmekle yükümlüdürler. Ana, baba ve çocuk arasında karşılıklı olarak öngörülen yükümlülüğün içeriğinin yardım etmei saygı ve anlayış gösterme ve aile onurunu gözteme tarzında somutlaştırıldığı görülmektedir.
3.       Çocuk ile Kişisel İlişki Kurulması
Çocuk ile kişisel ilişki kurulması, velayet hakkına sahip olmayan veya çocuğun kendilerinden alındığı ana ve baba açısından MK m. 323-324 hükümlerinde, üçüncü kişiler açısından ise, MK m. 325 hükmünde düzenlenmiştir. Hem ana babanın hem de üçüncü kişileri çocuk ile kişisel ilişki kurmaları ancak mahkeme kararıyla gerçekleşebilir.
a.       Ana ve baba ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulması

i.                    Kural
MK m. 323, ana ve babadan her birine, velayeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocuk ile uygun nitelikte kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkını tanımaktadır.
ii.                  İçeriği
MK m. 323, bu amaca yönelik olarak kurulacak kişisel ilişkinin, ‘’uygun’’ nitelikte bir kişisel ilişki olmasını öngörmüştür. Kişisel ilişkisinin uygun olup olmadığının belirlenmesinde, kural olarak, somut durumun şartları esas tutulacaktır. Ancak, daima çocuğun yararının, ana ve babanın yararına nazaran ön planda tutulması gerekir.
iii.                Sınırları
MK m. 324/f.1 uyarınca, kişisel ilişki kurma hakkının kullanılmasında, ana ve babadan her biri, diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemkten, çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdür. Çocukla kişisel ilişki kurulması hususunda ana baba açısından söz konusu olan bu yükümlülüğün ihlalinin yanında, kişisel ilişki kurulması sebebiyle çocuğun huzurunun tehlikeye girmesi, ana babanın çocukla ciddi olarak ilgilenmemeleri ya da diğer önemli sebeplerin bulunması halinde, ana babanın çocukla kişisel ilişki kurma hakkı red edilme veya sona erdirilebilme sebebi olarak öngörülmüştür. (MK m. 324/f.2)
b.      Üçüncü kişilerin çocukla kişisel ilişki kurması
Ana babanın çocukla kişisel ilişki kurma hakkının yanında, belirli şartlara üçüncü kişiler de çocuk ile kişisel ilişki kurma hakkına sahip olabilirler. MK m. 325/f.1: ‘’Olağanüstü haller mevcutsa, çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı diğer kişilere, özellikle hısımlarına da tanınabilir’’.
4.       Ana Babanın Çocukların Bakım ve Eğitim Giderlerini Karşılama Yükümlülüğü

a.       İçeriği
MK m. 327/f.1 hükmüne göre, çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli dgiderleri karşılama ana ve babanın yükümlülüğü ndedir. Ana baba, velayet hakkına sahip olmasalar bile, çocuğun bakım ve eğitim giderlerini karşılama yükümlülüğü altındadırlar. Bu yükümlülük, ana ve babaya birlikte aittir. (MK m. 185/f.2)
b.      Süresi
Ana babanın bakım ve eğitm giderlerini karşılama yükümlüğü, kural olarak, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder (MK m. 328/f.1). Ancak MK m. 328/f.2 hükmü, çocuğun ergin olmasına rağmen eğitiminin devam etmesi halinde, ana ve babanın, durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar bakım ve eğitim giderlerini karşılama yükümlülüğünün devam edeceğini öngörmüştür.
c.       Ana babanın çocuk mallarını harcama yetkisi
Çocuğun kişisel gelirinin, bakım ve eğitim giderleri için harcanması mümkün ise de, ana babanın çocuğun mallarından harcama yapabilmesi, MK m. 327/f.2 şartlarının gerçekleşmesine bağlıdır. Dolayısıyla, kural olarak, ana baba kendi malvarlığından harcama yapmak zorundadırlar. MK m. 327/f.2 hükmü uyarınca, ana babanın çocuğun mallarından onun bakım ve eğitimine yetecek belli bir miktarın harcayabilmesi, ancak hakim izniyle mümkündür. Hakimin bu hususta izin verebimesi için, ana babanın yoksul olması veya çocuğun özel durumunun olağanüstü harcamalar yapılmasını gerektirmesi ya da olağan dışı herhangi bir sebebin bulunması gerekir.
d.      Dava hakkı
Ana veya babanın veya her ikisinin bakım ve eğitim giderlerine katılma yükümlülüğünü yerine getirmemeleri halindei çocuk nafaka davası açma hakkına sahiptir. Bununla beraber, ana veya babaya da, yükümlüğünü yerine getirmeyen diğerine karşı çocuk adına dava açma hakkı tanınmıştır.
e.       Nafaka miktarının takdiri
Çocuğun bakım ve eğitim giderlerinin karşılanması için açılacak nafaka davasında, ödenecek nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenecektir. Nafaka miktarı belirlenirken, varsa çocuğun gelirleri de gözönünde bulundurulur (MK: m 330/f.1). Bu çerçevede, nafaka, kural olarak irat şeklinde belirlenecektir. MK m. 330/f.2 irat şeklinde belirlenen nafakanın, her ay peşin olarak ödeneceği öngörmüştür.
f.        Ana ve babanın güvence vermesi
Ana ve babanın nafaka yükümlülüğünü yerine getirmemeleri halinde, çocuk bakım ve eğitimi açısından ortaya çıkabilecek olumsuz sonuçların engellenebilmesi için. MK m. 334 hükmünde ana ve babadan güvence istenmesine olanak tanınmıştır. Anılan hükme göre, ‘’ Ana ve babadan nafaka yükümlülüklerini sürekli olarak ve ısrarla yerine getirmezlerse ya da kaçma hazırlığı içinde bulundukları, mallarını gelişigüzel harcadıkları veya heba ettikleri kabul edilebilirse hakim, gelecekteki afaka yükümlülüklerie ilişki olarak uygu bir güvencenin sağlanmasına veya gerektiğinde diğer önlemlerin alınmasına karar verebilir’’.




II.                 SOYBAĞININ VELAYET HAKKINA BAĞLI HÜKÜMLERİ
1.       Velayet Hakkının Tanımı
Velayet hakkı, ana babanın, kural olarak küçüklerin, istisnai olarak da kısıtlıların bakım ve korunmalarının sağlanması amacıyla, onların kişi ve malları üzerinde sahip oldukları görev, yetki ve hakların bütününü ifade eder.
2.       Velayete Tabi Olan ve Velayet Hakkına Sahip Kişiler
Velayet hakkı, aralarında soybağının bulunmasına bağlı ana babaya ait bir hak olarak, sadece çocuklar üzerinde söz konusu olur. MK m. 335 uyarınca, kural olarak ergin olmayan çocuklar, istisnai olarak da ergin çocuklar velayet altıa bulunur. MK m. 335 hükmüe göre, ‘’ Ergin olmayan çocuk, ana ve babasının velayeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velayet ana ve babadan alınmaz. Hakim vasi atanmasına gerek görmedikçe, kısıtlanan ergin çocuklar da ana ve babanın velayeti altında kalırlar’’.
            Kural olarak, evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velayeti birlikte kullanırlar.
Velayet hakkı, kural olarak, çocuğun ergin olduğu tarihe kadar devam eder. Bununla beraber, çocuğun ergin olmasından önce, velayet hakkına sahip olan kişinin ölümü, velayet hakkının kaldırılması (MK m. 348), boşanma halinde çocuğun bırakılmaması da velayet hakkının sona ermesine yol açar. Çocuk ergin olmakla beraber, kısıtlanırsa, hakim, kural olarak ana babanın çocuk üzerindeki velayet hakkının devamıa karar verecektir. Acak, hakim gerekli görürse, kısıtlaa çocuğu vesayet altıa koulmasına ve kendisine vasi atanmasına da karar verebilir.
3.       Velayet Hakkının Kullanılması
Velayet hakkı, kişiye sıkı surette bağlı hak niteliğinde bir mutlak haktır. Bu niteliği itibariyle, başkasına devredilmesi mümkün olmadığı gibi, velayet hakkından feragat edilmesi de mümkün değildir. Keza, velayet hakkı, yasal sebepler olmadıkça ana ve babadan alınamaz. Dolayısıyla, Medeni Kanun velayet hakkının çocuğun yararına kullanılmasının söz konusu olmadığı hallerde velayet hakkının kaldırılmasına olanak tanımıştır (MK m. 348).
Velayet hakkı, ana ve babaya birlikte ait olduğundai ana ve babanın velayet hakkı birbirinden bağımsız ve her birine bireysel olarak tanınmıştır. Medeni Kanun, ana ve babanın velayet hakkının birlikte kullanılmasını öngörmüştür (MK m. 336/f.1). Bu hüküm uyarınca, ana baba, velayet hakkının kapsamına giren her konuda yani çocuğun bakım, eğitim, koruma ihtiyaçlarının karşılanması, kişiliğine özen gösterilmesi, çocuğun temsil edilmesi ve mallarının yönetilmesi husularında birlikte hareket edeceklerdir.
4.       Velayet Hakkının Kapsamı
a.       Genel Olarak
Velayet hakkına sahip ana babanın hakları, yetkileri ve görevleri ile çocuğun velayet hakkına sahip ana babasına karşı olan yükümlülükleri, genel olarak MK m. 339 hükmünde belirtilmiştir. MK m. 339 ve devamındaki hükümler gözönünde tutulduğunda velayet hakkının içeriğinde aşağıda yer alan hak ve yükümlülüklerin bulunduğu görülmektedir.
MK m. 339/f.1: ‘’Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar’’.
b.      Velayet hakkının kullanılmasında çocuğun düşüncesinin alınması
MK m. 339/f.3: “Ana ve baba, olgunluğu ölçüsünde çocuğa hayatını düzenleme olanağı tanırlar; önemli konularda olabildiğinde onun düşüncesini göz önünde tutarlar’’.

c.       Çocuğun ana ve babasının sözünü dinleme yükümlülüğü
Ana ve babanın velayetten kaynaklanan haklarının kullanılması ve görevlerinin yerine getirilmesi, önemli ölçüde çocuğun ana ve babanın talimatlarına uymasına bağlıdır. MK m. 339/f.2: ‘’Çocuk, ana ve babasının sözünü dinlemekle yükümlüdür.
d.      Velayet hakkının çocuğun medeni durumu ile ilgili hükümleri
i.                          Çocuğa öz ad koyulması
ii.                  Çocuğun Yerleşim yerinin belirlenmesi

e.       Çocuğun Eğitimi
MK m. 340/f.1’ de alan ‘’ ana ve baba, çıocuğu olanaklarına göre eğitirler ve onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişimini sağlar ve korurlar’’. MK m. 340/f.2 ‘de ‘’ Ana ve baba çocuğa, özellikle bedensel ve zihinsel özürlü olanlara, yetenek ve eğilimlerine uygun düşecek ölçüde, genel ve mesleki bir eğitim sağlarlar’’ hükmüne yer verilmiştir. Çocuğun dini eğitimini belirleme hakkı da velayet hakkına bağlı ana ve babaya aittir (MK m. 341/f.1)
f.        Çocuğun fiil ehliyeti ve temsil edilmesi
MK m. 343/f.1’de ‘’Velayet altındaki çocuğun fiil ehliyeti, vesayet altındaki kişinin ehliyeti gibidir’’ hükmü yer almaktadır.
Ana ve babanın birlikte velayet hakkına sahip olduğu durumlarda, çocuğun temsili de ana ve baba tarafından birlikte gerçekleştirilmelidir. Diğer bir ifadeyle, çocuk adına yapılacak hukuki işlemlerde her ikisinin de rızasının bulunması gerekir. Bununla beraber, iyiniyetli üçüncü kişiler, eşlerden her birinin diğerinin rızasıyla işlem yaptığını varsayabilirler (MK m. 342/f.2).
Ana babanın, yaal temsilci sıfatıyla çocuk adına yaptığı hukuki işlemlerden doğan borçlardan, ana ve babanın çocuk mallar üzerindeki haklarına bakılmaksızın, çocuk kendi malvarlığı ile sorumludur (MK m. 343/f.2)
g.       Çocuğun aileyi temsil etmesi
MK m. 344 hükmü, belirli şartlarla, çocuğa aile birliği için yaptığı işlemlerle ana babasını borç altına sokması olanağını tanımıştır. MK m. 344 hükmüne göre, velayet altındaki çocuk, ayırt etme gücüne sahip olduğu takdirde, ana ve babanın rızasıyla aile adına hukuki işlemler yapabilecektir. Çocuğun aileyi temsil etmesi için, ayırt etme gücüne sahip olması ve ana babanın çocuğa temsil yetkisi tanımış olmaları yeterlidir.
h.      Çocuk ile ana ve babası arasındaki hukuki işlemler
MK m. 345 hükmüne göre ‘’ Çocuk ile ana veya baba arasında ya da ana ve babanın mmenfaatine olarak çocuk ile üçüncü kişi arasında yapılacak bir hukuki işlemle çocuğun borç altına girebilmesi, bir kayyımın katılmasına ve hakimin onayına bağlıdır’’.
MK m. 345 hükmü kapsamında, hem çocuk ile ana baba arasında yapılan veya ana babanın çocuğu temsilen kendileriyle yaptığı işlemler hem de çocuğun ya da çocuk adına ana babanın üçüncü kişilerle yaptığı ve çocuğu ana baba yararına borç altına sokan işlemler yer alır. Bu hallerde, ana baba ile çocuk arasında çıkar çatışması bulunduğu düşünülerek, yapılan işlemin çocuğu borç altına sokabilmesi için işleme bir kayyımın katılması ve hakimin onayı aranmıştır. Ana babanın çocuğa ait bir malı satın almaları birinci duruma, çocuğun ana babanın borcuna temnat göstermesi (kefil olması, ipotek tesis etmesi) ikinci duruma örek teşkil eder.

i.        Ana ve babanın çocuk mallarına ilişkin hak ve yükümlülükleri
aa.       Ana ve babanın çocuk mallarını yönetme ve kullanma hakkı
Çocuk mallarının yönetilmesi ana ve baba için hem hak hem yükümlülük olarark düzenlenmiştir. Nitekim, MK m. 352/f.1’de ‘’Ana ve baba, velayetleri devam ettiği sürece çocuğun mallarını yönetme hakkına sahip ve bununla yükümlüdürler; kural olarak hesap ve güvence vermezler’’.
Çocuk mallarını yönetme hakkı, malların yönetilmesine ilişkin tüm hukuki işlemlerri yapma yetkisini verir. Vasiden farklı olarak ana babanın çocuk mallarındaki tasarrufları için, kural olarak, hakim iznine ihtiyaçları yoktur (MK m. 342/f.3)
Ana ve baba yönetme hakkına sahip olduğu zilyedliğinde bulunan çocuk mallarını kullanabilirler (MK m. 354).
bb.       Çocuk mallarının sarfı
MK m. 355: ‘’ Ana ve baba, çocuk mallarının gelirlerin öncelikle çocuğun bakımı, yetiştirilmesi ve eğitimi için; hakkaniyete uyduğu ölçüde de aile ihtiyaçlarını karşılamak üzere sarfedebilirler’’.
cc.       Ana ve babanın kısmen veya tamamen yönetim ve kullanma hakkına sahip olmadığı çocuk malları                                                                                                                                                                                                                                                                                                       
MK m. 357-359 hükümlerinde belirli malların ana ve babanın yönetim ve kullanma hakkının kapsamı dışında çıkarıldığı görülmektedir. Bunlar MK m. 357 hükmünün kenar başığında da belirtildiği üzere, çocuğun serbest malları olarak nitelendirilmektedir.
aaa.     Çocuğa yapılaan karşılıksız kazandırmalar
MK m. 357/f.1 uyarıca, aa ve baba faiz getiren yartırım veya tasarruf hesabı açılmak üzere ya da açıkça ana ve babanın kullanmaması koşuluyla çocuğa yapılan kazandırmaların gelirlerini kendi menfaatlerine sarfeemezler.
Bu nitelikteki kazandırmalar da, ana ve babanın yönetim hakkının kapsamında yer alır. Ancak kazandırmayı yapan, kazandırma sırasında açıkça belirtmek suretiyle yapılan kazandırma üzerinde ana ve babanın yönetim hakkını da kaldırabilir (MK m. 357/f.2)
bbb. Saklı Pay
MK m. 358 hükmüne göre, ölüme bağlı tasarruf yoluyla çocuğun saklı payı ana ve babanın yönetimi dışında bırakılabilir.
ccc.      Meslek veya sanat için verilen mal ve kişisel kazanç
Çocuğun meslek veya sanat için verilen mal ve kişisel kazancının durumu MK m. 259’ da düzenlenmiştir. Çocuk ana ve babasıyla aynı evde yaşasın ya da ayrı otursun, ana ve baba tarafından bir meslek veya sanat ile uğraşması için çocuğa kendi malından verilen kısmın veya kendi kişisel kazancının yönetim ve bunlardan yararlanma hakkı çocuğa aittir. Ancak, çocuk, ana ve babasıyla aynı evde yaşıyorsa, ana ve baba ondan kendisinin bakımı için uygun bir katkıda bulunmasını isteyebileceklerdir.
dd.       Yönetimin sona ermesi ve ana ile babanın sorumluluğu
Ana ve babanın sorumluluğu açısından iki sınırlama öngörülmüştür. Bu sınırlandırmaların ilki, ana ve baba, dürüstlük kuralına uygun olarak başkasına devrettikleri malların yerine sadece aldıkları karşılığı geri vermekle yükümlü olmalarıdır (MK m. 363/f.2), Dğeri ise, ana ve babanın kanuna uygun olarak çocuk veya aile için yaptıkları harcamalardan dolayı tazminatla yükümlü tutulmamalarıdır (MK m. 363/f.3).
5.       Çocuğun ana ve Babasına Karşı Korunması
a.       Çocuğun kişiliğinin korunmasına ilişkin önlemler
i.         Genel olarak
MK m. 346 hükmünde, ‘’Koruma önlemleri’’ kenar başlığı altında genel bir hükme yer verilmiştir. Buna göre, ‘’ Çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeye düştüğü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya buna güçleri yetmezse hakim, çocuğun korunması için uygun önlemleri alır’’.
ii.                  Çocukların Yerleştirilmesi
MK. M. 347/f.1 uyarınca, çocuğun bedensel ve zihinsel gelişmesi tehlikede bulunur veya çocuk manen terk edilmiş halde kalırsa hakim, çocuğu ana ve babadan alarak bir aile yanına veya bir kuruma yerleştirebilir. Hükümde belirtildiği üzere, çocuğun ana ve babdan alınabilmesi için bedensel ve zihinsel gelişmesinin tehliked ebulunması veya manen terk edilmiş olması gerekir.
iii.                Çocuğun mallarına ilişkin önlemler
aa.             Genel olarak
MK m. 360/f.1, çocuğun kişiliğinin korunmasına ilişkin MK m. 346 hükmüne paralel şekilde, ana ve babanın çocuğun mallarını yönetmekte her ne sebeple olursa olsun yeterince özen göstermemeleri halinde, hakime çocuk mallarının korunması için uygun önlemleri alma olanağını tanımıştır.
bb. Çocuk mallarının yönetiminin ana ve babadan alınması
Çocuk mallarının tehlikeye düşmesi hakimin MK m. 360 uyarınca aldığı önlemlere rağmen engellenemiyorsa, çocuk mallarının yönetiminin ana ve babadan alınarak bir kayyıma devredilmesi karar verilebilir (MK m. 361/f.1). Bu halde, ana ve babanın çocuk mallrı üzerindeki yönetim hakkı sona erecektir. MK m. 361/f.2 hükmü, çocuğun yönetimi ana ve babaya ait olmayan serbest malları tehlikeye düştüğünde de, yönetimin kayyına devredilmesine karar verilebilmesine olanak tanınmaktadır.
6.       Velayetin Kaldırılması
Ana ve babanın velayet hakkının amacına uygun kullanılmaması halinde, MK m. 348/f.1;’e före ‘’ Çocuğun korunmasına ilişkin diğer önlemlerden sonuç alınmaz ya da bu önlemlerin yetersiz olacağı önceden anlaşılırsa’’ velayetin kaldırılmasına karar verilebilecektir.
a.       Velayetin kaldırılmasının şartları
i.                    Ana ve babanın deneyimsizliğii, hastalığı, özürlü olmasıi başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerden biriyle velayet görevini gerği gibi yerine getirememesi (MK m. 348/b.1)

ii.                  Ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması (MK m. 348/b.2)

13 Mayıs 2017 Cumartesi

EVLAT EDİNME YOLUYLA SOYBAĞININ KURULMASI

II. EVLAT EDİNME YOLUYLA SOYBAĞININ KURULMASI
1)      Genel bakış: Evlat Edinme Kurumunun Niteliği ve İşlevi
Evlat edinme kurumu, Medeni Kanununun 305-320. Maddelerinde, na yönünden doğum, baba yönünden evlenme, tanıma ve babalık davasının yanında, evlat edinen ile evlatlık arasında soybağının kurulmasını sağlayan bir yol olarak düzenlenmiştir (MK m28/f3). Soybağını kuran diğer yollardan farklı olarak, evlat edinme yoluyla kurulan soybağı kan bağına dayanmaz. Evlat edinmeye dayanan soybağı, mahkeme kararıyla (MK m315/f1) meydabna gelir.
Evlat edinme kurumunun, eas itibariyle iki amacı bulunduğu söylenebilir. Bunlardan biri, çocuk sahibi olmayan kişilerin, ana baba olma sevincini yaşamaları ve çocuk sevgisi tatmaları, aynı zamanda soylarının devam ettirilmesi ve mirasçı bırakabilmelerine olanak sağlanmasıdır. Diğeri ise, evlilik dışı çocukların aile ilişkisi içinde bulunmalarının ve böylece onların bakımlarının ve yetiştirilmelerinin sağlanması hususunda destek olunmasıdır.
2)      Evlat Edinme İlişkisinin Kurulması İçin Gerekli Şartlar
Medeni Kanun, küçüklerin  evlat edinilmesi ile ergin veya kısıtlıların evlat edinilmesini farklı esaslara tabi tutmuştur.
a-      Küçüklerin evlat edinilmesine ilişkin şartlar
aa- Genel Şartlar
aaa- Küçük evlat edinen tarafından bakılmış ve eğitilmiş olmalıdır
MK m305/f1 hükmüne göre, “Bir küçüğün evlat edinilmesi, evlat edinen tarafından bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olması koşuluna bağlıdır”. Kanun koyucunun, esasen aralarında kan bağı olmamasına rağmen evlat edinme yoluyla evlatlık ie evlat edinen arasında kurulan soybağı ve “ana, baba, çocuk” ilişkisinde, evlat edinen ile evlatlık arasında biyolojik bağlılık olmamasının yaratacağı eksikliği, “deneme süresi” olarak nitelendirilebilecek bir yıllık bakım ve eğitim sürecinde gidermek istediği söylenebilir.
bbb- Evlat edinmenin küçüğün yararına bulunması
MK m305/f2’de öngörülen bu şart, esasen evlat edinme kurumunun temel amacını teşkil eder. Evlat edinmenin küçüğün yararına olup olmadığını hakim takdir edecektir. Bu konuda hakimin, her somut olayda, tarafların ilişkilerini, çocuğun fiziki, sosyal ve ekonomik gelişiminin sağlanmasına ilişkin şartları dikkate alarak sonuca varması gerektiği ifade edilmektedir.
ccc- Evlat edinenin diğer çocuklarının yararlarının hakkaniyete aykırı biçimde zedelenmemesi
Medeni Kanunumuz, küçüklerin evlat edinilmesi açısıından evlat edinenin alt soyunun bulunmaması şartını öngörmemiştir. Dolayısıyla, alt soyu bulunan kişilerin de küçükleri evlat edinmesi mümkündür.
Şüphesiz ki, evlatlık ile evlat edinen arasında soybağının kurulması, evlat edinenin diğer çocuklarının beklenen miras menfaatini ve ana babalarının onlara karşı olan velayet hakkından kaynaklanan bakım, eğitim ve benzeri yükümlülüklerinin yerine getirilmesini olumsuz yönde etkiler. Bununla beraber, ilişkinin niteliği gereği, belirtilen bu hususlar, evlat edinme ilişkisinin kurulmasına engel teşkil etmez. Evlat edinenin diğer çocuklarının yararlarının evlat edinme ilişkisinin kurulmasını engelleyecek nitelikte, kanunun ifadesiyle hakkaniyete aykırı biçimde zedelenmesi , evlat edinme ilişkisinin, diğer çocukların miras menfaatlerini azaltmak ya da evlatlığın ihtiyaçlarının karşılanması söz konusu olmaksızın evlat edinenin diğer çocuklara karşı olan ekonomik veya sosyal yükümlülüklerinin yerine getirilmemesi amacıyla kurulması hallerinde söz konusu olur. Bu hallerde, evlat edinme ilişkisinin kurulmasının hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirmek mümkündür.
bb- İlgililere ilişkin şartlar
aaa- Evlat edinenler açısından
aaaa- Evli kişilerin evlat edinmesi
aaaaa- Kural: Birlikte evlat edinme
Evlat edinme ilişkisinin, evlat edinilen küçüğün, doğal ana-baba çocuk ilişkisine uygun, mümkün olduğu kadar sorunsuz bir ortamda bulunması amacından hareket eden koyucu, evli kişiler açısından, kural olarak birlikte evlat edinme sistemini benimsemiştir.
Medeni Kanun, evli olmayan kişiler için, birlikte evlat edinme imkanını tanımamıştır.Birlikte evlat edinme için, en geç evlat edinme başvurusunun yapıldığı anda evlilik ilişkisinin kurulmuş olması gerekir.
bbbbb- Birlikte evlat edinme için gerçekleşmesi gereken şartlar
Eşlerin birlikte evlat edinebilmesi için, en az beş yıldan beri evli olmaları veya otuz yaşını doldurmuş bulunmaları gerekir (MK m306/f2). Eşlerin evliliğinin 5 yılı doldurmamış olması hali için hükümde öngörülen 30 yaşı doldurma şartı, her iki eş için de aranır. Kanunda öngörülen bu şartlar emredici niteliktedir.
bbbb- Eşlerden birinin diğerinin çocuğunu evlat edinmesinin özelliği: Üvey çocukların evlat edinilmesi
MK m306/f3 hükmünde, eşlerden birinin diğerinin çocuğunu evlat edinmesi hususunda özel bir düzenlemeye yer verilmiştir. MK m306/f3 hükmüne göre, “Eşlerden biri, en az iki yıldan beri evli olmaları veya kendisinin otuz yaşını doldurmuş bulunması koşuluyla diğerinin çocuğunu evlat edinebilir. MK m306/f3 düzenlemesinin, üvey çocuklu ailelerin bütünleşmesini kolaylaştırmak amacına yönelik olduğu ifade edilmektedir.
cccc- İstisna: Evli kişilerin tek başına evlat edinmesi
Kural, evli kişilerin birlikt evlat edinmesi ise de, eşlerin birlikte evlat edinmesinin mümkün olmadığı bazı hallerde, MK m307/f3 hükmü, evli kişilerin tek başına evlat edinmesine olanak tanımaktadır. MK m307/f3 hükmüne göre, “Otuz yaşını doldurmuş olan eş, diğer eşin ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksunluğu veya iki yılı aşkın süreden beri nerede olduğunun bilinmemesi ya da mahkeme kararıyla iki yılı aşkın süreden beri eşinden ayrı yaşamakta olması yüzünden birlikte evlat edinmesinin mümkün olmadığını ispat etmesi halinde, tek başına evlat edinebilir.
dddd- Evli olmayan kişilerin evlat edinmesi
Evli olmayan kişinin evlat edinebilmesi için otuz yaşını doldurmuş olması gerekir (MK m307/f1).  Bakım, çocuğun yararı ve diğer çocukların menfaatinin zedelenmemesi gibi genel şartlar sağlanıyor ise evlat edinme mümkündür.
bbb- Evlatlık açısından
aaaa- Yaş
MK m308/f1 uyarınca, evlat edinilmenin evlat edinenden en az 18 yaş küçük olması, diğer bir ifadeyle, evlat edinen ile evlatlık arasından 18 yaş farkının bulunması gerekir. Evlatlık ile evlat edinen arasında asgari 18 yaş farkının bulunmasına ilişkin emredici nitelikteki hükmün amacı, evlat edinme ilişkisinin biyolojik ana baba ve çocuk ilişkisinden farklı olmayan bir aile yapısını oluşturmasını sağlanmaktır.
bbbb- Küçüğün rızası
Evlat edinme ilişkisinin evlatlığın kişilik hakkı ile doğrudan ilişkisinin bulunması sebebiyle, MK m308/f2, evlat edinme ilişkisinin kurulabilmesi için ayırt etme gücüne sahip olan küçüğün rızasının alınması aramıştır.
cccc- Vesayet dairelerin izni
Küçük, vesayet altında ise, ancak vesayet dairelerinin izniyle evlat edinilebilir. Küçüğün ayırt etme gücüne sahip olup olmadığı önem taşımaz.
dddd- Ana ve babanın rızası
aaaaa- Anlamı
Evlat edinme ilişkisinin kurulması sayesinde evlat edinen ile küçük arasında soybağının kurulması, böylece ana ve babaya ait hak ve yükümlülüklerin evlat edinene geçmesi sonuçları meydana geldiğinden, evlat edinme ilişkisi, evlatlık kadar ana ve babasının kişilik hakkı ile de doğrudan ilgilidir. Bu sebeple özel durumlar söz konusu olmadıkça (MK m311) ana ve babanın izni olmaksızın evlat edinme ilişkisinin kurulması kabul edilmemiştir.
bbbbb- Rızası aranacak kişiler
Küçüğün evlat edinilebilmesi için hem ananın hem de babanın rızası gerekir. Sadece birinin rızasının bulunması yeterli değildir. Ana ve/veya baba velayet hakkına sahip olmasalar dahi, küçüğün evlat edinilmesi için rızaları gereklidir.
Şüphesiz ki, çocuk ile ana ve baba arasında soybağının bulunması gerekir. MK m311’e göre ana babanın evlat edinme ilişkisine rıza göstermemeleri, hakkın kötüye kullanılması niteliği taşıyorsa, ana babanın rızası aranmadan evlat edinme ilişkisinin kurulması söz konusu olur. Örneğin, ana babanın sırf çocuğun mallarından yararlanabilmek için evlat edinmeye rıza göstermemeleri halinde durum böyledir.
MK m309/f2 hükmüne göre, “Rıza, küçüğün veya ana ve babasının oturdukları yer mahkemesinde sözlü veya yazılı olarak açıklanarak tutanağa geçirilir.” Ana babanın evlat edinmeye rıza göstermesine ilişkin beyan, evlat edinene veya küçüğe değil, doğrudan yetkili mahkemeye yönelmiş  olmalıdır. Ana babanın rıza beyanında bulunabilmesi çin, ayırt etme gücüne sahip olmaları yeterlidir (bkz. MK m311/b1).
eeee- Ana babanın rızasının aranmadığı haller
Kanun koyucu, MK m311 hükmünde belirtilen hallerde küçüğün evlat edinilmesinde ana babanın rızasının aranmayacağını öngörmüştür.
MK m311 hükmü şöyledir: “Aşağıdaki hallerde ana ve babadan birinin rızası aranmaz. 1. Kim olduğu veya uzun süreden beri nerede oturduğu bilinmiyorsa veya ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksuın bulunuyorsa, 2. Küçüğe karşı özen yükümlülüğünü yeterince yerine getirmiyorsa.”
Kural olarak, ana babanın rızasının aranıp aranmayacağı hususundaki karar, evlat edinme işlemleri sırasında verilecektir (MK m312/f2).
b-      Erginlerin ve kısıtlıların evlat edinilmesi
Erginlerin ve kısıtlıların evlat edinilmesine ilişkin şartlar MK m313 hükmünde, küçüklerin evlat edinilmesinden farklı olarak ayrıca düzenlenmiştir. MK m313 hükmü şöyledir: “Evlat edinenin altsoyununun açık muvafakatıyle, ergin veya kısıtlı aşağıdaki hallerde evlat edinilebilir: 1. Bedensel veya zihinsel özrü sebebiyle sürekli olarak yardıma muhtaç ve evlat edinen tarafından en az 5 yıldan beri bakılıp gözetilmekte ise, 2. Evlat edinen tarafından, küçükken en az 5 yıl süreyle bakılıp gözetilmiş ve eğitilmiş ise, 3. Diğer haklı sebepler mevcut ve evlat edinilen, en az 5 yıldan beri evlat edinen ile aile halinde birlikte yaşamakta ise. Evli bir kimse ancak eşinin rızasıyla evlat edinilebilir. Bunlar dışında küçüklerin evlat edinilmesine ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
aa- Şartları
aaa- Evlat edinilenin ergin veya kısıtlı olması
bbb- Evlat edinenin altsoyunun açık muvafakatinin bulunması
Küçüklerin evlat edinilmesinden farklı olarak, eski MK m 313/f1 ergin ve kısıtlıların evlat edinilmesi açısından, evlat edinme anında evlat edinenin hayatta olan altsoyunun bulunmamasını aramıştı. Yeni MK’de erginlerin veya kısıtlıların evlat edinebilmesi için evlat edinenin altsoyunun bulunmaması koşulu kaldırılarak, evlat edinenin altsoyunun bulunması halinde ergin ve kısıtlıların evlat edinenin altsoyunun açık muvafakatıyle evlat edinilebileceği düzenlenmesine yer verilmesi sonrasında, yürürlükteki hukukumuz açısından altsoyu bulunan kişilerin de ergin veya kısıtlıları evlat edinmesi mümkündür.  Evlat edinmenin gerçekleşmesi altsoyun açık muvafakatine bağlıdır.
Herhangi bir şekle bağlı değil. Ancak kanun söz konusu rızanın “açık” irade beyanı ile gerçekleşmesini aramaktadır.
ccc- Evlat edinilenin evli olması halinde eşinin rızası (MK m313/f2)
Eşin rızasının aranması, her ne kadar evlat edinme ilikisi, evlatlığın eşi ile evlat edinen arasında soybağı ilişkisinin kurulması sonucunu doğurmaz ise de, eşi ile evlat edinen arasında kurulan soybağının zorunlu olarak doğrudan evlat edinilenin eşini de etkileyeceği gerekçesine dayanır.
ddd- Evlat edinen ve evlat edinilen açısından kanunun aradığı diğer şartlardan birinin gerçekleşmiş olması
aaaa- Evlat edinilenin bedensel veya zihinsel özrü sebebiyle sürekli olarak yardıma muhtaç olması (MK m313/b1)
Bu durumdaki bir ergin veya kısıtlının evlat edinilmesi için, evlat edinen tarafından 5 yıl süre ile bakılıp gözetilmiş olması gerekir. Beş yıl süreli bakma ve gözetme şartının gerçekleşmesi için, bakım ve gözetmenin sürekli şekilde evlat edinen ile evlatlığın birlikte oturması suretiyle yerine getirilmesi gerekir.
bbbb- Evlat edinilenin küçükken evlat edinen tarafından en az beş yıl süre ile bakılıp gözetilmiş ve eğitilmiş olması (MK m313/b2)
Evlat edinen tarafından evlat edinilenin ergin olmadığı dönemde beş yıl süre ile bakılıp gözetilmiş ve eğitilmiş olması, küçüğün ergin olmasından sonra evlat edinilmesine olanak sağlamaktadır.
Bu nitelikte bir ilişkinin varlığı için, evlat edinen ile evlat edinilenin birlikte oturması suretiyle ve süreklilik arz edecek şekilde yerine getirilmiş olması gerekir.
cccc- Evlat edinen ile evlat edinilenin en az beş yıldan beri aile halinde birlikte yaşamaları ve diğer haklı sebeplerin mevcut olması
Diğer şartlar olmasa dahi, evlat edinen ile evlat edinilenin 5 yıl süreyle aile halinde birlikte yaşamaları halinde, diğer haklı sebeplerin de bulunması kaydıyla evlatlık ilişkisinin kurulmasına olanak tanınmıştır.
eee- Küçüklerin evlat edinilmesine ilişkin hükümlerin kıyasen uygulanacak olması
MK m313/fson, ergin ve kısıtlıların evlat edinilmesi için, maddede öngörülen şartların yanında, küçüklerin evlat edinilmesine ilişkin şartların da kıyasen uygulanacağını öngörmüştür. Bu hüküm uyarınca, MK m305/f2’nin evlat edinme ilişkisinin kurulmasının evlat edinilenin yararına bulunması, MK m306 uyarınca evli kişilerin kural olarak birlikte evlat edinebilecekleri, eşlerin en az 5 yıldan beri evli olmaları veya 30 yaşını doldurmuş bulunmaları, eşlerden birinin en az 2 yıldan beri olmaları veya kendisinin 30 yaşını doldurmuş bulunması koşuluyla diğerinin çocuğunu evlat edinebilmesi, MK m307/f1 uyarınca, evli olmayan kişilerin otuz yaşını doldurmaları halinde tek başlarına evlat edinebileceği, MK m307/f2 şartlarının gerçekleşmesi halinde tek başlarına evlat edinebileceği, MK m308 uyarınca, evlat edinilen ile evlat edinen arasında en az 18 yaş farkının bulunması ve ayırt etme gücüne sahip ergin veya kısıtlının rızası aranması, evlat edinilenin kısıtlı olması halinde vesayet dairelerinin izninin aranması şartları, ergin ve kısıtlıların evlat edinilmesinde MK m309 ve devamında düzenlenmiş olan ana ve babanın rızasına ilişkin hükümlerin uygulaması söz konusu olmaz.
c-       Evlat edinme kararı
Yürürlükte olan Medeni Kanunumuzda evlat edinme ilişkisi, evlat edinen ve evlat edinilenin rızası ile kanunun aradığı diğer şartların yerine getirilmesi üzerine, evlat edinenin başvurusu sonucu verilen mahkeme kararının kurduğu bir hukuki ilişki olarak düzenlenmiştir.
aa- Mahkeme tarafından evlat edinmenin şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması
bb- Özel olarak MK m316’da öngörülen araştırma ve araştırmanın içeriği
Araştırmanın içeriğini MK m316/f2 ve f3 belirlemektedir. Buna göre “Araştırmada özellikler evlat edinen ile edinilenin kişiliği ve sağlığı, karşılıklı ilişkileri, ekonomik duurmları, evlat edinenin eğitme yeteneği, evlat edinmeye yönelten sebepler ve aile ilişkileri ile bakım ilişkilerindeki gelişmelerin açıklığa kavuşturulması gerekir. Evlat edinenin altsoyu varsa, onların evlat edinme ile ilgili tavır ve düşünceleri de değerlendirilir.”
d-      Evlat edinme ilişkisinin sonuçları:
aa- Genel Olarak:
Evlat edinme ilişkisi, evlat edinen ile evlatlık arasında soybağının kurulmasını sağlar (MK m. 282/f.3) Evlat edinme ilişkisinin kurulması ile evlatlık ile evlattık edinen arasında hısımlık ilişkisi meydana gelmiş olur.
bb- Ana ve babaya hak ve hükümlülükler:
MK m. 314/f.1 hükmüne göre, “Ana ve babaya ait olan haklar ve yükümlülükler evlat edinene geçer”. Evlat edinme ilişkisinin kurulmasıyla ana babanın velayet hakkının sona ermesi, evlat edinenin velayet hakkının doğmasıdır. Velayet hakkının evlat edinene ait olmasıyla birlikte, çocukla kişisel ilişki kurulması, çocuğun bakımı, eğitimi, temsil edilmesi, çocuk mallarının yönetimi ve çocuk mallarından yararlanma yetkileri de evlat edinene ait olur.
Evlat edinilenin ailesi ile olan soybağı ilişkisi hususunda farklı bir düzenlemeye yer verilmiş ve evlat edilme ilişkisinin kurulmasıyla evlatlığın ailesiyle olan soybağının kopması sonucu kabul edilmemiştir. Nitekim, evlatlığın ailesi ile olna soybağının devam etmesi sebebiyle MK m. 314/f.5 hükmünde “evlatlığın, miras ve başka haklarının zedelenmemesi, aile bağlarının devam etmesi için evlatlığın naklen geldiği aile kütüğü ile evlat edinenin aile kütüğü arasında her türlü bağ kurulur.
Evlatlık ile ana ve babası arasında soybağı varlığını koruduğu için evlat edinme ilişkisinin kurulmasında sonra da karşılıklı nafaka yükümlülüğünün ve aşağıda görüleceği gibi mirasçılık ilişkisinin devam ettiği sonucuna varılacaktır.
cc- Evlenme yasağı:
Evlat edinme ilişkisinin kurulması, evlat edinen ile evlatlık veya bunlardan biriyle diğerinin altsoyu ve eşi arasında kesin bir evlenme yasağı meydana getirir (MK m. 129/b.3).
dd- Mirasçılık:
Evlat edinme ilişkisinin kurulmasıyla, evlatlık, evlat edinenin mirasçısı olur. MK m. 500/f.1, evlatlık ve alt soyunun evlat edinene kan hısmı gibi mirasçı olacağı hükmünü taşımaktadır. Bununla beraber, evlatlık ve alt soyunun mirasçılığı tek yönlüdür. Evlat edinen ve hısımları, evlatlığa mirasçı olamazlar (MK m. 500/f.5). Evlatlık ve altsoyunun da evlat edinenin diğer hısımlarına mirasçı olmadığını belirtmek gerekir.
ee- Evlatlığın adı ve soyadı:
MK m. 314/f.3 evlatlığın küçük olması halinde evlat edinenin soyadını alacağını  öngörmüştür. Evlat edinen isterse, çocuğa yeni bir ad verebilir.
e-       Evlat edinme ilişkisinin sona ermesi:
aa- Kural: Evlat edinme ilişkisinin iptal açılarak sona erdirilmesi:
MK m. 317 ve 318 hükümlerinde evlat edinme ilişkisinin sona erdirilmesi sebepleri olarak evlat edinme ilişkisinin kurulması için rızası gereken kişilerin rızasının alınmamış olmaması ve evlat edinme ilişkisinin esasına ilişkin noksanlıklara yer verilmiştir. MK m. 317 ve devamı hükümleri çerçevesinde evlat edinme ilişkisinin ancak kanunun aradığı şartlardaki eksikliklere dayanılarak geçersizlik sebebiyle açılan iptal davası yoluyla ve küçüğün menfaatinin bu sebeple ağır biçimde zedelenmemesi şartıyla sona erdirilmesi mümkündür.
bb- Evlat edinme ilişkisinin sona erdirilmesi sebepleri:
aaa- Evlat edinme ilişkisinin kurulabilmesi için rızası gereken kişilerin rızasının bulunmaması:
bbb- Evlat edinme ilişkisinin kurulmasındaki diğer noksanlıklar (Bakım süresi, yaş farkı ihlali, yaş evlilik süresi)
cc- İptal davasında hak düşürücü süreler:

MK m. 319, evlat edinme ilişkisinin sona erdirilmesine müteallik iptal davası açma hakkının, evlatlık ilişkisinin kaldırılması sebebinin öğrenilmesinden başlayarak 1yıl ve her halde evlat edinme işleminin üzerinden 5 yıl geçmekle düşeceğini öngörmüştür.